Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kemal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20100407

Beyler

Nooldu?

20100324

Shit

İsmail, getir götür işleri yaparak girdiği şirkette bir şekilde ofis işlerine yükselmiş, ve kendi halinde çalışıp gitmekteydi. Konumu ona oldukça yeterli geliyordu, tabii ki parası değil, bu dünyada ne kadar para kime yetebilir ki? İsmail'in tek derdi, haftanın beş günü gittiği ofisten çıkıp akşam hanımının ve çocuğunun yanında, evde vakit geçirmek, ne kadar ufak ve mutlu bir ailesi olduğunu bir kez daha içinden tekrarlamak ve Allah'ına şükretmekti. Şirkette belli bir arkadaş grubu vardı ve onlarla yaptığı sohbetler aşağı yukarı aynıydı, değişmiyordu. Onlarla haftanın en az bir günü mutlaka ama mutlaka askerlikten konuşur, yemeklerindeki lezzet oranları, komutanların insanlık seviyeleri, bulundukları yerin iklim ve coğrafi koşulları hakkında tartışmalara girerdi.

Barış, İsmail'in o ufak arkadaş grubu içindeki elemanlardan biri. Özellikle İsmail başta olmak üzere, hemen hemen hepsine aykırı fikirleri olan, askerliğini yapmadığı için konunun oraya gelmesinden rahatsız olup değiştirmeye çalışan ofis elemanı. Ama bir türlü o içindeki aykırılığı dışarıya vuramamış, içindekileri dökeceği ortam yakalayamamış, televizyon karşısında haberlere söven adam olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir Barış. İsmi Barış'tır ama, kendisi hayatla barışık değildir. Çok güleryüzlü, insan ilişkileri iyi gözükür, akıllıdır her konuda fikri vardır, yaşayıp gidiyor gibi görür onu gruptaki arkadaşları.

Mehmet Bey, İsmail'in müdürü. Şirkete yeni gelmiş, daha en başta tipten kaybeden biridir. İçindeki negatiflik tipine mi yansımıştır, yoksa insanların şekilciliği midir bilinmez. Fakat bir negatiflik olduğu kesindir kendisinde, tipi iyi ya da kötü. İlk başta her yeni gelenin yaptığı gibi etrafı süzüp, insanlar hakkında bir fikir sahibi olmuştur. Bu kadar zeki olmasaydı, nasıl müdür olurdu ki? Etrafı süzme işi kendince bittiğinde ise, harekata girişmeye karar vermiştir. İlk hedef, diploması olmayan, düz adam İsmail'dir. İlk baştaki ufak tefek giydirmelerden sonra, bombayı patlatmış, İsmail'in yüzüne, onun masasında diplomalı insanların oturması gerektiğini söylemiştir. İsmail olayın şokunda, ne olduğunu anlamadan düşünmeye başlamıştır bile.

Barış bir gün İsmail'e bir konuda yardımcı olmak için yanına, onun bulunduğu ofis bölümüne gider. Bilgisayar başında bir şeyler ile uğraşıyorlardır. İsmail'in müdürü Mehmet Bey de, kısa bir süre sonra odaya girer ve İsmail ile aynı departmandan iki ofis arkadaşı ile iş konuşmaktadır.

Mehmet Bey, bir konuda sinirlenmiş yine konuyu diplomaya getirmektedir;

-"Ya arkadaşlar, zaten bu masalarda diplomalı, işinin ehli, prezentabıl, yaptığım anglo-sakson esprileri anlayacak arkadaşların olması lazımken, bir de siz işi yokuşa sürmeyin olmuyor böyle."

Departman müdürü Mehmet Bey ve diğer iki kişi arasındaki konuşma, kavga seviyesinde olmasa da (müdürle kim kavga edebilir ki, o azarlar ancak) ses oranı yükselmiş, Barış ile İsmail'in duyacağı kıvama ulaşmıştır. Mehmet Bey, hızını alamayıp mevzuyu genele çekmekte, şirketin ne kadar profosyonelleşmesi, kurumsallaşması hakkında patronlara vermesi gereken önerileri oradaki elemanlarına ve şanssızlık eseri orada bulunan Barış'a vermeye başlamıştır.

Derken saatte 180 km hıza ulaşmak üzereyken, mesela der;

-"Mesela Barış arkadaşımız, bildiğim kadarıyla onun da tam bir üniversite lisans sertifikası yok. Onun departmanında da en az bir tane mühendislik seviyesinde çalışan olmalı, yol göstermeli zekasıyla."

Konuşmaya devam eder Mehmet Bey fakat o son kelime Barış'ın kafasında yankıya girmiştir bile "zekasıyla, zekasıyla, zekasıyla, zekasıyla". Barış zekasına laf ettiremez, isyan eder içinden, sonra ulan der, yeter artık kimin haddine ve lafa girer, "bir dakika Mehmet Bey der", "hangi hakla zekama laf ediyorsunuz". İkili karşılıklı tartışmaya başlar. Mehmet Bey, kendisini her konuda uzman bir bilir kişi edasında o konuda haklı olduğunu vurgulamaya çalışmakta ısrar eder, halbuki Barış'ın derdi başkadır, onun diplomasına, hayattaki şansına değil, zekasına laf edilmiştir, bu bir hakarettir. Islarla konuyu oraya getirip zekasına laf edilemeyeceğini anlatmaya çalışır mümkün olduğunca sert ve o hakaret edilen zekasını kullanarak. Feodal dönemden girip, Türkiye'nin sanayi devrimi yaşamamış bir üçüncü dünya ülkesi olmasından çıkmıştır çeşitli giydirmelerle. Mehmet Bey'i o hakaret ettiği zekası ile yerle bir etmiş, kıpkırmızı biçimde odasına postalamıştır. İsmail ve diğer iki ofis elemanı şok içinde, vay anasını der gibi Barış'a bakıyordur, Barış da ofisine döner.

Olaydan birkaç saat sonra, akşam iş çıkışına çok kısa bir süre kalmıştır, etrafta bir ölüm sessizliği. Olay daha duyulmamış. Şirketin insan kaynakları müdürü gelir, Barış'ın yaptığı terbiyesizliğin haddi hesabı olmadığını belirtir, ve çıkışını verdiklerini beyan eder. Kovulmuştur.

20100316

Elektrik Alamadım




Akşamları eve gelince televizyonda muhtemelen izdivaç programları devam etmiş oluyor. Geçenlerde, dolanıyorum evde, gözüm ilişti televizyondaki diyaloğa. Bir kadın var, ne çirkin ne çok afet(yani güzel değil işte, aman!), arada paravan, diğer tarafta bir adam, ve çekirdek çitleyerek olacakları izleyen televizyon sunucusu! Paravanı açıyorlar, şok şok şok flaş flaş flaş. Kadında büyük bir hayal kırıklığı. Ne bekliyordun bacım, beni mi? Suratı düştü kadının, saçına beyazlar indi, aman ALLAHım öyle böyle değil. Kadının sonraki konuşması, ilk andaki tepkisinden daha da aşağılır.

Sunucu: Noldu kız aaa?
Hoşnutsuz kadın: Eee yok yok. (eliyle aman aman olmaz işaretleri)
Sunucu: Ne yok ayol?
Hoşnutsuz kadın: Eee yok istemiyorum.
Sunucu: Neyi istemiyorsun işte aaa bak bak.
Hoşnutsuz kadın: Elektrik alamadım ben.
---Adam bu sırada izliyor olanları ayakta---
Sunucu: Olsun bir şans ver konuşun edin falan filan bıdı bıdı...
---Ulan desene, tipini beğenmedim, çekici değil, seksemem bununla falan---
Hoşnutsuz kadın: Yok konuşmaya da gerek yok elektrik alamadım geçelim.

Böyle bir diyalog. Sonra adamı postaladılar tabii. Kadın açık açık tipim değil diyemedi, çünkü niye? Çok namuslu da ondan. Tipim değil ne demek, sen insanların tipiyle mi evleneceksin, iyi huylu, iyi koca olsun, biraz parası olsun yeterli değil mi canım. Hem tipim değil derken, ne demek istiyorsun? Başka şeyler için mi bakıyorsun sen erkeklere yoksa, eyvah eyvah, sekslemeyi mi düşünüyorsun, ay ay ay dostlar koşun edin takla atın.

Sapıttım, bu da böyle bir anımdı işte, geldiiiiiii geçti. Ha bir de şu var, kelimeler yetmez duruma, ya da ben kabiliyetsizim;

20100310

Kuzeyli Ormancılardan Veryansın!


İskandinav Ormancılar Birliği (İOB) yaptığı yazılı bir açıklama ile ülkelerinin en büyük değeri olan ormanlardan halkı soğuttukları gerekçesiyle black metal gruplarını kınadı. Metnin bir kısmı şöyle;

"Ülkelerimizin üretim ve turizm anlamında en büyük değeri ve kaynakları olan ormanlarımızın, bazı müzik kliplerinde milletlerimizin örf ve adetlerine ters gelen eylemlerin odak noktası olarak gösterilmesi, birliğimizi tedirgin etmekte ve ülkelerimizin refahı için huzursuzluk yaratmaktadır. Hükümetlerimizin bu konuda bir girişimde bulunması ve mevcut rahatsızlık veren durumu düzeltmesi en büyük dileğimizdir."

20091216

PP

20091208

Arkada Duranlar

Akşam eve gelmişsiniz, haberleri izliyorsunuz. Bir bakan ya da herhangi önemli bir şahıs. Arkasında ilgili ilgisiz kişiler. Bazen okul müdürü, arkasında öğretmenler. Şirketin patronu, arkasında onun altındaki yöneticiler.

Maçtan sonra canlı yayına giren muhabirler, yakaladıkları yönetici, futbolcu veya antrenörlerle röportaj yaparlar, arkada ilgili ilgisiz kişiler. Futbolcuların röportaj sırasında birini bekliyormuş gibi etrafa bakınmaları, suratlarıyla saçlarıyla oynamaları da ayrı bir mevzu. Bi sakin ol abi, röportajı yapan muhabirin yüzüne bak konuşurken. Amerikan ekolunu isteyen yok senden, onlarda adamlar iki kişi üç kişi diziliyor, kameraya doğru bakarak birbirleriyle konuşuyorlar. Bizim daha samimi programlarda, koltuk vardır rahat, önünde masa sehpa vardır çayını koysun adam ev salon ortamı, muhabbeti gibi. Nereden nereye geldim bu arada.

Sokakta röportaj yapılıyordur, arkada ilgili ilgisiz kişiler. En kolay arkada duran kişi olma yolu da bu zaten. Uzakta bir mikrofon veya kamera gördüğü anda yaklaşır bunlar. Arkadan laf atarlar falan, muhabbete girmeye çalışırlar. Ünlü kişinin arkasında anca bakarlar, sporcuysa bu ya da sporla ilgili biri, el kol sallar yine de, siyasetçide yemez. Ama muhabirin biri sıradan bir vatandaş ile röportaj yapıyorsa oooh maden maden. O arkadan laf atarken yüzündeki ifade, kaç yaşındaysa o kadar yıllık birikimini orada kameraya atacağı bir kaç cümlede ifade etme arzusu.

Nerden geliyor bu arkada durma merakı? Politikacının, patronun arkasında durma merakı, güce tapma, arkasına sığınma, beklenti içinde olma. Ünlü bir kişinin arkasında duranlar, kendileri bir şey başardıklarına veya başaracaklarına inanamıyorlar, başkalarına hayran oluyorlar. Belki onlar daha çok şey yapmıştır hayran olduğu kişilerden, veya yapabilirler, ama inanmıyorlar. Sokak röportajlarına karışanlar, kurtuluş o kasede kaydolmakta mı, televizyonda hareketliğğğ fotoğrafınığğğz yayınlanınca güzel mi oluyor.

20091202

Yeni Nesil Magazin




Twitter değil de nedir? Uzun uzadıya yazmaya gerek yok. Herkes de az ya da çok magazin ile ilgilenir.

20091119

Random Beyin V

- Kiske ninni söylesin dinlenir be! demişim. Dinlenir ama.

-
oktoberfest istemişim, istenmez mi? Şimdi buraya fotoğraf koyup medya klişesindeki artistliğimi de gölgelemek istemiyorum ama. Oktoberfest ile ilgili de bir komedi filmi izlemiştim, adı neydi unuttum. Biri daha var belki hatırlıyordur, burayı okuyorsan söyle.

-
bir şirkette çalışmak ev kiralamak gibi, geçici (hayır gaza gelip kendi işimi açmayacağım)

-
Ahmet Hakan'ın twitter'ını bulun. Takip ettiği kişilerin çoğu dişi, ben bakmaktan sıkıldım yarısında çıktım artık. Her yaştan, genelde 35 falan altında yaştan, bir sürü kız var. Yanlız mısınız, kız mı istiyorsunuz, internet iyi bir yol diye mi düşünüyorsunuz? Ahmet Hakan'ın following listesine bir göz atın.

- Hakiki Rumeli revanisi, tulumbası, mis. Leziz. Enfes.

-
Facebook'ta herkes Türk bayrağının hayranı oluyor, ben de Arnavut bayrağının hayranı oldum.

- Negüzelhaber'de yazıyorum, Majesty.

- Grup Heyra diye bir grubu izledim. Anlatmayayım en iyisi buraya koyayıp yatayım;

http://www.youtube.com/watch?v=hmLBpYQQgxM

20091112

Beren Saat

Ulan, bir kere de Hürriyet'e baktığımda şu kız ile ilgili bir bölüm görmeyeyim! Beren pişman, Beren seksi, Beren yalanmak istiyor... Ayşegül serisi gibi oldu Hürriyet Beren serisi. Hayır ne güzel geliyor bana, ne oyunculuğu iyi geliyor. Hatırla Sevgili'de izlemiştim, hem oynadığı karaktere gıcıktım, hem de oyunculuğuna. Bütün ağlama sahnelerinde güneş gözlüğü takardı. Ne sunulanı yeme meraklısı milletiz ya, güzel kız görmedik sanki.

20091106

Twitter Peek


Twitter'ı bilmeyen yoktur, en azından blogspot'u bilip de burayı bir şekilde bulanlar mutlaka biliyordur. Twitter Peek diye bir alet çıkıyormuş satışa, istediğiniz her yerden tivitleyebileceksiniz falan. Benim de Twitter hesabım var, yarısı meşhur 9 kişiyi (4,5 oluyor gerçi) takip ediyorum beni takip eden de 6 kişi. Ara sıra girip kendi kendime yazıyorum bir şeyler orada. Belki ileride 100 tane takip eden olur beni aktif olurum orada süper saatler geçiririm twitter süper derim de bu ne ya? Bu ne lafından kastım, bu aletin fiyatı 200 dolar. Yani sadece dışarıdayken de, ben şuradayım buradayım bunu yapıyorum diyip kim ne yapıyor hangi ünlü ne demiş demek için 200 dolar. Zaten bu siteyi meşhur yapan da ünlü kişilerin de içinde yer alması. Geçenlerde bir sporcu sakat diye bir deplasmana gitmediği haftasonu "şu anda x yerdeyim" diye tivitleyince kendini ele vermişti. Böyleyken böyle.

20091030

Bir Medya Klişesi II

Daha önce sağlık haberleri ile ilgili seçilen resimlerden bir örnek verip buraya koymuştum, aslında her gün ona benzer haber-fotoğraf ikilisi çıkıyor internet medyasında(ve yazılı basında da) ama bugün Hürriyet'te rastladığım haberi farklı yerlerde ufak bir araştırayım dedim. Birkaç dakikalık google aramasına haber sitelerinde, aynı habere karşı şu fotoğraflar çıktı; Haber de pepsi sekreterinin 1.2 milyar dolarlık hatası bu arada. Evrakları unutmuş da, davadan haberdar olmamışlar, 1.2 milyar dolar tazminat cezası almışlar, bu da ayrı bir mevzu aslında nasıl oluyor da oluyor denecek cinsten.





Son fotoğraf Milliyet internet sitesinden, biraz daha insaflı olmuş gibi gözükebilir fakat aynı mesajı veriyor. Cinselliğin tabu olmaması gerektiğini düşnürüm, fakat seksist yaklaşımdan nefret ediyorum.

not : En iyisi ilki, hönk derseniz buna başka bir konuda devam edeceğim.

20091021

Random Beyin IV

- Vodafone reklamlarında, benim izlediğimde yani, Nikah masası şarkısı çalıyor. İyi güzel de, reklamın sonuna öyle bir koymuşlar ki, böyle hem o kesime hitap edeyim hem kurumsal kimliğim ortaya çıksın diye gayet smooth(?), düz bir şekilde markayı o müziğin içinde ayrı bir sessizlikte koymuşlar. Müzik çalıyor ama sessiz o an. Ne diyorum lan ben?

- Pes2010, Nba 2k10 çıktı. FM2010 çıkacak. Bir de CoD Modern Warfare 2 var Kasım'da. Ama gönül Civilization V'i ister. Ne zaman yapacaksınız lan? Hala IV'ü oynuyorum, oyunun ilk kodları yazılalı muhtemelen 6 sene falan olmuş, çıkalı 4 sene, en son expansion pack'i 2 sene falan olmuş. Orada burada sitelerde yeni oyun için TBA yazıyor. Var yani olacak öyle bir oyun da.Yapın be.

- Kuzenim IT Crowd diye bir dizi verdi bana, adından da anlaşılacağı gibi bir bilgi işlem (aslında bilgi teknolojileri de hala bilgi işlem deniyor bizde, sanki veri giriyoruz anasını satayım siz giriyorsunuz lan amele gibi biz onları yönetiyoruz) departmanında geçiyor, komedi, İngiliz. İngiliz komedilerini severim. Fakat paragrafın yarısı parantez içinde kalmış. Bir video kesme programı bulacağım sadece IT Crowd'dan sahneler almak için, bomba şeyler var.

- Bir yerde dünyanın en gereksiz kurumları listesinde İtalyan ordusunun yer aldığını okumuştum. Adamlar ikinci dünya savaşında gitti Almanların peşine takıldı, dedi aradan çizgi çekeriz. Afrika'da Etiyopya'da takıldı. Kuzey Afrika'yı kaybediyordu Almanlar yardıma koştu. Balkanları ben alırım hocam dedi, saplandı orada yine Almanlar geldi yardıma, Sovyet işgali gecikti (zaten sonra timeout oldu operasyon Barbarossa). Adamlar sırf ayak bağı olmuşlar. Zaten birinci dünya savaşından sonra Osmanlı'yı paylaşırken de atmışlardı bunları kenara. Arabaları da komik bunların. Çok üstlerine gittim ben de neyse, görmek istediğim ülkelerde yukarılardadır yine de. Zaten o liste hiç eksilmeyecek, hep öyle kalacak.

- Bizim spor spikerleri hasta. Maç oynuyor bizim takımlardan birisi, rakip oyuncu faul yapıyor, vermiyor, vay anam nasıl vermez orospu çocuğu Slovak. Bizim adam faul yapar, hakem de verir, vay sen misin o faulü çalan ibne Portekizli. Tribünde meşale yaktı Türk seyircisi, Alman seyircisi yaksa durdurmazdı oyunu dedi. Hep bizi eziyorlar zaten anasını satayım yazık lan bize.

- Ekşi sözlükte biri yazmış, "what is better than watching porn making it ". Playboy tv sloganıymış.

- Eee? di mi. Bilmem.

- Gelecekteki X'e mektup modası var. Çocuğuna torununa sevgilisine karısına mektup yazmalar, ya da kendine. Kendine mektup nasıldır ki. "Osman abi 10 sene geçmiş ve hala bir karı bulamadıysan allah senin belanı versin it" gibi şeyler falan mesela. Ya da , "döktün di mi saçları, yok di mi, allahın hıyarı iyi bakmadın saçlarımıza!". Cevap da yazabilsek eğlenceli olurdu aslında.

not: Bir kesim eğlence kelimesini eylence şeklinde yazıyor, onlar gözüme gözükmesin yakarım. Ne iğrenç adamlarsınız be, defolun.

- Seinfeld'in 9 sezonunu indireceğim. 30 gb falan galiba. Hepsini baştan sonra tekrar izleyeceğim, mutlaka kaçırdığım bölümler vardır televizyondan izlediğim için. Sırf izlediğim onca bölümün arasında hiç görmediğim şeyler görünce yaşayacağım sevinç için hepsini tekrar izleyeceğim.

- Budist biriyle konuştum, ona sorular sordum. Prince of Devils kötüleri alıp cehenneme götürüyormuş. Ama yeniden doğarsan yırtıyorsun galiba, ölürsen temelli götürüyor. Lan, siz farklı değil miydiniz dedim içimden. Ama onlarda şeytanın karşısında bir karakter yok galiba, peki kim engelliyor dedim adam istediğini götürür, bilmiyorum çok karışık ingilizce kasıyor dedi. Ama basit ki, kim var onun karşısında yani, Buddha'lar kendi hallerinde takılıyorlar, adamlar zirvede bırakmış Dünya'yı.

- Saçlarım gittikçe uzuyor, uzadıkça bakımı zorlaşıyor, yıkaması daha da meşakatli oluyor, hele sonra taraması. Kestiresim var.

20091018

Işıklar İçinde Yatsın




Böyle bir laf var. Toprağı bol olsun lafına da şaşırmıştım(evet kullanıyorum demişimdir) ilk ama anlamı toprağı bol olsun da cesedi dışarıya çıkmasın gibi birşeymiş. Işıktan kasıt, nur mu bilmiyorım ama sadece ışık da komik duruyor, kutsal ışık yüce ışık falan dense bari? Böyle kuru kuruya ışık lamba gibi oluyor lakin ben aydınlıkta hiç uyuyamam, karanlık olacak(ayrıca çıt çıkmayacak ama bu konumuz değil). Söyle, nur içinde yatsın de, Allah rahmet eylesin de, inancın neyi söylüyorsa sana onu de ama böyle sonradan çıktığı bariz belli olan şeyler söyleme. Biliyorum söyleyecek birşey olmayınca "hassiktir" diyorsun ve birşey söyleme ihtiyacı duyuyorsun, o boşluğu doldurmak zorunda hissediyorsun kendini fakat dolduracak bir boşluk olmadığını düşünüyorum deme o zaman. Bu konudaki kendi fikrimi söylemiyorum çünkü kimseyi ilgilendirmez, fakat dışarıdan genel bakınca garip geliyor bana bu hareket. Tanrı onu kutsasın olur, umarım iyi bir böcek olursun olur, ama tutarlı birşey olsun, ya da şöyle diyelim, eğer bir yere gidiyorsan umarım orada mutlu ol gitmiyorsan da iyi adamdın falan filan. Bu kendini farklı gösterme çabası da iki sebepten dolayı sanıyorum, birincisi, hangi tarafta durduğunu gösterme çabası, diğeri de bir "tarafta" duruyor olması. Halbuki bu konuda bir taraf olmaması, herkesin kendi tarafı olması lazım. Nüfusumuz kaç, 70 milyon mu, 70 milyon tane taraf. Ve bunların temsili bir siyasi oluşumu yok, onlara karşı da yok. Sadece bu 70 milyonun kendi tarafını seçme ve yaşama özgürlüğünün sağlanması gerekli olan. Ama bunu anlayan beri gelsin. Sapla saman karıştırılıyor, ortak hisse sahip olanlar toplanıp karşıdakini ezmeye çalışıyor. Bu kadar basit bir konu da önümüzdeki en büyük engel oluyor. Aha da çözdüm konuyu, yollayın bana hepsini anlatayım bunu bitsin bu tantana, bu kadar da yüzeyselimdir. Zaten genelleme de çok yapıyormuşum ikisi de birbirine çok yakışıyor.

20091016

Türk erkekleri cinsel ligde beşinci

Beş ülkenin erkekleri arasında yapılan ankete göre en çabuk boşalan erkekler Türkler çıktı.

Yapılan bir araştırmaya göre İngiliz erkeklerinin yatakta en uzun süre dayandığı, Türk erkeklerinin de en dayanıklı erkekler listesinde beşinci sırada yer aldığı belirlendi.

Hollanda’da yapılan araştırmada beş ülkeden seçilmiş 500 erkek , teste tabi tutuldu. İngiliz erkekleri 10 dakika le birinci sırada yer alırken, Türk erkekleri 4 dakika ile son sırada yer aldı.

Diğer ülkelerden Amerikalı erkekler ikinci, Hollandalı erkekler üçüncü ve İspanyol erkekleri dördüncü olarak araştırmayı tamamladı.

Ülkesi belirlenmeyen bir erkek sadece altı saniye dayanırken, bir başkası elli iki dakika ile rekoru elinde tutmayı başardı.

Araştırmacılar, testin, çiftler arasında ayrılığa neden olan, erkeklerin erken boşalması üzerine yaptıkları çalışmaları desteklemek amaçlı olduğunu belirtti.

Konuşmacılardan biri “İngiltere en uzun zamana sahip. Prezervatif kullananlarla kullanmayanlar arasında, fazla bir fark görmedik. Fakat seks öncesi alkol alan erkeklerin süresi daha uzun idi.” Test sonuçları Journal of Sex Medicine ‘da yayınlandı.


-------

Bunu ben yazmadım, ya da neguzelhaber.com'dan almadım. Hürriyet'in internet sayfasında yazıyor. Fotoğraf da aynı yerdeki fotoğraf. Şu Love League listesindeki yukarıdan aşağıya küçülen bar olayında daha yaratıcı olabilirlermiş ama. 6 saniye dayanabilenle 52 dakika sürdüren adamlar da efsaneymiş, abicim 6 saniye ne ya, ne yaptın sen? Diğeri de hazırlanıp gelmiş, maşallah da, tester şahsa ne olmuş?

20091015

Dolmuştaki Amca


Sene 2007, Bodrum-Gündoğan dolmuşu, yazı da o tarihten;

Geçen akşam dolmuş ile eve gidiyordum. Dolmuşa bindim, bir adet amca, yanında bir beyi esir almış birşeyler anlatıyor.

Baktım ki amca geveze. Müthiş bir potansiyel var. Ama daha karşıdaki adamı yeni tanımış, kendini gösteremiyor, biraz tecrübeye takım arkadaşlarına ısınmaya ihtiyacı var.

Sonra konu kaçınılmaz biçimde ülkeyi kurtarma geyiğine geldi. Daha doğrusu adam dinliyor, amca konuyu oraya getirdi. Ve insanoğlunun sınırlarının olmadığını bir defa daha kanıtladı.

Efendim Sovyet Rusya’da 30 yaşında ilkokula başlayıp, 41 yaşında liseden mezun oluyorlarmış. İlk bombası bu. Yahu demek ki Çarlık döneminde eğitim geriydi, sonradan seferberlik başlatıldı belli ki, gerçeklik payı vardır bunda. Ama bundan sonrası efsane. Azerbeycan’da insanlar birkaç tane fakülte biriyor 3-4 tane diyor abim. Sonra karşıdaki adam ooo uuu falan demeye başlayınca aldı gazı yahu sen ne diyorsun, 12 tane fakülte bitiren adamlar var diye levelleri atlamaya başladı.

Sonra adamın odağı bizim ülke oldu. Kim olduğunu hatırlayamadığım kişi ve gruplara sövmeye başladı. Yok yani gerizekalı falan değil, adam bildiğin sövüyor, ana avrattan bir önce. Arkamda oturuyor dönüp de bakamıyordum ama ağzı köpürmüştür kesin.

Kalkacaz, şöför geldi paraları toplayacak kalkıştan önce, yanındaki adamın parasını da ödemek istedi zorla. Bir de ben hep öderim diyor yanımdakinin ücretini.

Ve sonra adam zirveye geldi. Ben böyle şey görmedim. Canlı görmek lazım konuşurken amcayı;

“Biz hayvan bokundan tezek yapmaktan başka ne yaptık?” diye ilk topu yolladı. Sonra ışıklara yaklaşırken gösterip “Bak adamlar yapmış, yeşil yanıyor geçiyorsun” diye diğer bombayı patlattı. Yanındaki adamcağız da(artık bu seviyeden sonra cağız ekini hak etti) burada da yapılıyordur demeye kalmadan adam itiraz etti "yok burada hepsi dışardan biz yapamıyoruz" diye.

Yeşil yanınca geçiyorsunuz yani. Ülkelerin geri kalmışlık düzeyi trafik lambalarının ithal edilip edilmediği. Hayır yani siz üretin labayı ama siklemeyin, ölün karşıya geçerken sorun değil. Aklıma o adını unuttuğum şişman radyocu komedyenin ntv'de yaptığı seçim programı geldi, sonra magazinel siyaset olarak devam etmişti. Belçika'da yolun ortasında duruyordu arabalar da bunu bekliyordu, öyle işte.

20091009

Bir Medya Klişesi


Belki de sadece benim gözüme batıyordur bilmiyorum. Gazetelerin "sağlık" sayfalarında veya internet sitelerinin ilgili köşelerinde böyle bir durum var. Mesela bu yandaki fotoğraf bir büyük gazetenin internet sitesinden, tümör ile ilgili bir haber, gen haritası çıkartılmış. Meme kanserlerinde de bu fotoğraflar çok kullanılıyor, göğsünü tutan kadın modeli. Tabi bunda garip bir şey yok gibi gözüküyor, normal, çünkü bizim medya her habere bir fotoğraf koymak zorunda. Gazeteyi açarsınız, 5 satır yazı, onun iki katı fotoğraf, ne o haber oldu. Konuyla ilgili güzel bir makale koy oraya, olmasın fotoğraf. Bu fotoğrafı aldığım haberin yazısı da bu cümleye kadar bitmiş mesela, daha kısa şimdiye kadar yazdığım yazıdan.

Bu olayın daha da ileri seviyesi, bombası da genellikle Posta'da denk geldiğim cinsel yaşam sayfaları. Bazen yatakta mayışan bir çift fotoğrafı, bazen birbirlerine sarılarak yatan çıplak kadın ve erkek falan filan. Ya zaten tepede kocaman Haydar Dümen'in fotoğrafı var, anlıyoruz konuyu. Haydar abi olmasa da başlıklardan anlarız. "Erken boşalma sorunu çözüldü" yazısını görünce mesela. Çöze çöze de bir hal oldular zaten ama etrafta bunu ispat etmeye çalışan erkeklerde bir azalma yok nedense.

Random Beyin III

- Ortada olmak çok samimiyetsiz değil mi? Tam ortada olmak. Fikirsiz, ne ona ne ona. Ne öyle ne böyle. Bir fikrin varsa bile kıymeti yok.

- Birini "yaz" diye gaza getirmek. Sonra yazdıklarını iplememek?

- Dün konsere gittik. Ve yine tabiki onlar vardı... Güvenlik görevlileri, ya da badigardlar. Tamam bu adamların sert olması, karşıdakine taviz vermeyen bir yapısı olması lazım. Fakat öyle olmak ile terbiyesiz, şerefsiz, dingil olmak arasında da Konya ovası kadar bir fark var. Haftaiçi akşamı, 6'da açılacak kapılar konser ise 8'de. İşten koşa koşa git, 7 olmadan orada ol, ama kapılar 9.30'da açılsın! Bir de soğuğu ye üstüne. Söylenenkere (söylenen kişiler çoluk çocuk değil koca koca adamlar) kar mı yağıyor sanki demek de çok yaratıcı bir espri yeteneği gerektiriyor, tebrik ediyorum kaslı abimizi.

- Bir de içeri geçtikten sonrası var. Güvenlik üst çanta araması yapıyor, iyi güzel. İyi de ablacım, çantama bakıyorsun, bakıyorsun da, niye içindekileri etrafa dağıtıyorsun? Fişleri eşyaları topluyorum masanın üzerinden. Manyak mısın? Zaten kendini aştı, başka bir boyutta olduğunu kanıtladı sonunda.

Güvenlik : -Lipstick'i göstererek- Bu ne?
Ben : *içses: sakin ol dayak yeme* Fitil.

- Facebook statüme buram buram ucuz milliyetçilik kokan vatansever cümleler yazsam ben de beğenilir miyim dersiniz?

* Türkiye'yi BÖLDÜRMEYİZ!
* VATAN sana canım feda
* Bu ülkeyi sevenler kim olursa olsun kapımız açık ancak İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ unutmayız!!!1!!1!!

falan filan. Tutar hee, bir iki tane de Yılmaz Özdil yazısı paylaşırım.

- Ercan Saatçi Hürriyet spor müdürü olacak diye bir şey duydum.

...

Ya düşündüm düşündüm yapacak yorum bulamadım, Euronews gibi, "no comment" diyorum buna.

- Bir de birini "yazalım" diye gaza getirmek, ilk hevesten sonra iplememek. (Mahsun ibo alişan özcan, sözüm sizlere)

- Anladım ki ben toplantıymış, eğitimmiş(almak veya vermek), bokmuş püsürmüş hakikaten sevmiyorum hatta fena oluyorum. Benim yapacağım bir işim olsun elimde, sadece tek başına beni ilgilendiren, takılayım öyle. Zaten öyle genelde de, ara sıra böyle şeyler oluyor sıkılıyorum.

- Kişisele ineyim. Bana bazen geliyorlar, sıkıntı basıyor, gitmek istiyorum. Yanlış ülkede mi doğmuşum ne diyorum bazen. Bu tabi şimdi burnu havada kendi insanını beğenmeyen kişi tribi gibi duracak ama, zaten "kendi insanı" tabiri bence tamamen saçmalık. Aradaki tek fark dil ve kültür. Of çok sıradan konuştum şimdi ama, öyle yani. Ben de biliyorum hoşlanmadığım şeylerden niye hoşlanmıyorum, biliyorum sebebi doğrudan o kişiler değil, ama sonuç ortada. Hayır ileri doğru bir ivme görsem zaten sorun etmeyeceğim. Yerinde sayma ile geriye gitme arasında bir yerdeyiz. Şehir merkezlerindeki ufak azınlığın batılılar gibi yaşaması ile olmuyor ki. Şimdi X abi olacaktı da şöyle bir yarım saat konuşacaktı, ben de +1 abi diyecektim.

- Ata'nın çok güzel bir balkonu var.

- Bir de garip bir taktik geliştirmiş bu Ata tavla için. Oturduk, hayatımda gördüğüm en üst düzey kendinden emin tavır gösterme performanslarından biriydi herhalde. Oyuna başlarken belli etmesem de korktum, bir oyunda 9 sayı falan alacak diye (nasıl olacaksa). Meğer adamın havası fosmuş. O beni 5-0 yendi ben onu 5-1.

- Bu arada Ata, Ermeni kilisesiymiş orası, mezhebini unuttum ama ya, tekrar sorarım.

20090929

Random Beyin II

- Kramer goes to fantasy camp? His whole life is a fantasy!

- Vergi güvenliğini sağlamak amacıyla gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri beyannamelerinde gösterdikleri matrahları, beyanları üzerine tarh olunan vergileri ile ad ve soyadları, unvanları vergi dairelerince dairenin münasip yerlerine asılacak cetvellerde ilan olunur.

- "Hayranlarını şaşırttı" klişesi...

- Ya neden neden neden? Neden sizin işinizi yapıyor dahi olsam öküz gibi monitöre kafanızı uzatıyorsunuz? Yapıyorum işte, ne bakacaksın anlayacak mısın yaptığımı sanki.

- "heralde oglum alismak sevmekten daha zor geliyor demis" selami sahin © semih

- Vatka kelimesini duyunca, veya vatka görünce, aklıma 1991 yılı geliyor, niye bilmiyorum.

- Kemal:
altınordu
napıyosu
Ata:
kemal isli
internet kafedeyi
- Kemal:
ahahahhahaha
Ata:
bu muydu olm
konuşmayı sen başlattın, devam ettirmek zorundasın
- Kemal:
hahahahhaha
bi daha güldüm dur



- "edinmek" diye bir şey var. Genellikle internet ortamında bir albüm veya şarkı için kullanılır. Heaven & Hell'in albümünü edindim hocam, içinde güzel şarkılar var(var) gibi. Bu kalıp da tamamen internetin gelişmesi, hızlanması ve yayılmasıyla müziğe ulaşımın kolaylaşması ve bedavalaşması ile ilgili. Abim satın aldım diyemiyor, almadı çünkü. Ya da kasetçide çektirmedi. Edindim diyor. Yani, edindim = indirdim demek oluyor.

- "ipod kullanıcısı" ne? Bunu 1,5 sene önce aklımda yokken yarı fiyatına bir ipod bulduğumda, araştırırken görmüştüm. Ipod kullanıcısı diye bir şey varmış. Yani mesela, ben bir ipod kullanıcısıyım. Siz bazılarınız değilsiniz, olanları ayrı tutuyorum. Ipod kullanıcısı olmak ve ipod kullanıcısı olmamak, önünüzde iki seçenek var bu hayatta. Ipod kullanıcısı müziğini düzenli tutar(mış) mesela, yani, gibi. Hayatımda kullandığım tek mp3 çalar olduğu için kıyaslama yapamıyorum ama evet, gerçekten acayip kullanışlı ve kaliteli bir alet. Ama bu ayırma niye? Zaten bu ayırma işi iki kesimde var. Bir apple kullanıcıları, bir de İZMİRLİLER. Apple en iyidir, İzmir en güzeldir arkadaş. Onlara laf edilmez.

- Gündem insanları var. Ben de bunlardan biriyim ama 3. tekil şahıs olarak anlatacağım. Bu adamlar şirkette sabah otururlar mesela, gazete okurlar. Etraftakileri herşeyden haberdar etme arzusu ile yanıp tutuşurlar. Adalet bakanı şöyle demiş, Tayyip yeter sikerim sizi de hükümetinizi de demiş, gibi şeyler. Anlatır durur. Baktı anlatacağı adam yok, internette bulunan arkadaşlarını kurban seçer onları linke boğar. Üstüne kendi yorumlarını da ekler. Bunların bir ileri seviyesindekiler de açar Wikipedi gibi siteleri, ansiklopedik bilgilere dalarlar etrafa anlatırlar(ben gibi). Sanırsınız ki çok bilgili, duyarlı, kültürlü kişiler...

- Msn iletilerine işyeri ile ilgili yazan kişiler var. Sadece işyerleri hakkında yazarlar ama. Osman'ın doğumgünü, Haydar'ın doğumu gibi önemli günler mutlaka iletiye yazılacak. İşler yoğunsa mutlaka ama mutlaka yazılacak. Tatile gidiliyorsa yazılacak, dönülünce yazılacak, o tatilden sonraki ilk iş gününün psikolojisini msn iletilerinde göstermezlerse ölürler. Zaten bunlar sonunda yine işyerlerinden bir eş bulup evlenirler. Ne olacak sandın?

- Büyük hayallerle otobüs durağına git. Pazar akşamı otobüs boştur, alırım büfeden kolamı içe içe giderim tıngır mıngır diye düşün. Durağa git, büfe kapalı olsun, eski halk otobüsüne bin, oturacak yer olmasın. Bir de havasız olsun. Izdırap.

- "arkadaşlar heedehödömde şu hatayı veriyo yardımcı olabilirseniz sevinirm şimdiden tşk
not: detaylı anlatırsanız sevinirim". Ulan hadi bir bok araştırmadan gittin foruma yazdın derdini, bari adaplı yaz. Herkes orada senin sual sormanı bekliyorlardı çözmek için, bir de detaylı anlatırsanız sevinirim demiş. Piç.

- Son olarak, bu yazıyı okuyan herhangi birisi 90's temalı bir video paylaşmasın orada burada, kan çıkar.

20090914

Halkın Huzur ve Refahı


  • 650.000 kişi göz altına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
  • 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
  • 95 kişi -çatışmada- öldü.
  • 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
  • 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.
http://www.belgenet.com/12eylul/12092000_01.html

20090902

Bana Kısayol Yarat


Abicim bak, Bakırköy'de çarşı yolu üzerinde bir dükkan kirası ne kadar? 200 sims falandır diyelim, bunun elektiriğiydi suyuydu faturasıydı o da aylık 100 sims falan gelsin yuvarlak hesap, 300 sims aylık maliyet. Koy üstüne çalışanların ücretlerini 400 sims. Bak biz yiyoruz bu yemeği burada 1 sims para bırakıyoruz. Günde 50 hesap gelse böyle, işlek yer burası, gelir, 50 sims. Çarp 30 ile, ayda 3500 sims eder masrafları düşünce 3000'den fazla para kalıyor.

Cem Yılmaz'ın gösterilerinde bol kullandığı malzeme olan insanımızdan bir geyik muhabbeti versiyonu bu yukarıdaki. Hani şu, uzak mekiğinde kaptan yol boş, kaptır gitsin diye adamın arkasında duran Türk. Zaten G.O.R.A. ve A.R.O.G'da başrolde oynadığı tip de bu tarz bir şey.

Al hocam 300 kilo elmayı, çık pazarda sat. Bak pazar yeri kirası şu kadar, 200 kilosunu satsan kâra geçersin geriye kalan 100 kilo da kaymağı olur.

Bizim göze çarpan özelliklerimizden biri de, kolay yoldan para kazanma sevdasıdır. Yattığı yerden para kazanmaya meraklı, Piyango'nun faizi ne kadar getirir hesabı yapmayı seven toplumuz. al 10 tane lüks daire kirası ile geçin edebiyatı yapmaktan büyük zevk alırız. Ben de en son geçen sene coşan sayısal lotonun günlük faizini hesaplıyordum mesela, neler yaptım o parayla. Iron Maiden ve Metallica ile Avrupa turları, sevgilimin ara tatillerinde ve resmi tatillerde yurtdışı kaçamakları, Galatasaray'ın oynadığı her maça gitmek, özellikle Avrupa kupası deplasmanları. Tabi ye iç gez, insanın metabolizması tepki verir bu rahatlığa(uçakla gidip arabayla gezeceğim tabi), onun için spor yapmak, kilo almamak sağlığı korumak lazım. Kendime ufak çaplı spor salonu yapardım. (Bu arada yanımda arkadaşla atari geyiği yapıyorduk, evime tilt salonu yapardım!)

Bakın bu yazıda bile insan başlıyor düşünmeye akıp gidiyor, bunları da bilinçli yazmadım hepsi o an aklımdan geçen hayallerdi.

Bu piyango hayalleri ile meraklı olduğumuz kısa yoldan para kazanmak birbirine bağlı. Ya popçu olacaksın ya topçu mentalitesi diyelim buna. Bu sözü söylemekteki amaç, kolay yoldan para kazanmak. İnsanlar eğlenmek için şarkı söylüyor ve top oynuyor. Halbuki topçuluktan ve popçuluktan büyük paralar kazanmak için çok çalışmak gerekiyor, her şeyin bir bedeli var. Evet ulusal müzik kanallarında gördüğümüz şarkıcı bozmaları ne diyeceksiniz, ama onlar da o kıyak işi yapmak için çevre edinene kadar çok emek harcıyorlar. Ya da harcamıyorlar mı? Evet aslında bu şarkıcı bozmalarını istisna tutabiliriz.

Kısa yoldan köşeyi yırtma olayı, her zaman zengin olmak anlamına gelmiyor. Kısa yoldan hayatını garantiye de alabilir insan, özellikle Türkiye'de, özellikse kadınsa. Hem lisede, hem üniversitede gördüm örneklerini. Anadolu Meslek Lisesi'nde okudum, üniversitede de bilgisayar programcılığı okudum. İkisi de mesleki eğitim veren kurumlar değil mi. Bunların ikisinde de, sanki açıköğretime geliyormuş, maksat diplomam olsun gibi davranan kızlar vardı. Liseyi bitirip evlenenler, üniversitede bilgisayarla alakası olmayıp, yakışıklı erkek kovalayıp alışveriş yapma peşinde olanlar... Bu da aynı mantığın ürünü, evet eskiden okuma imkanı yok, adetler, gelenekler vs. genç yaşta evleniyordu kızlar. Fakat büyük şehirde büyüyüp, modern eğitim imkanlarına sahip olan, liseye üniversiteye giden kızlar eğer okulları biter bitmez evleniyorsa işte bu koca bulmak olur. Koca zenginse de kaymağı olur işin.

Bu yazıya geçen hafta başlamıştım ama yarım kalmıştı. Bugün arkadaşla yine bunun geyiğini yaparken tam tersini konuştuk. Bu şirketteki tuvalet masrafı ne kadardır? Hemen başladım, günde 10 paket havlu peçete gitse... Yani sadece para kazanma hayalleri de olmuyor.

Belli mesleklere de bu açıdan(kıyak iş) yaklaşan çok kişi var. Mesela ilk örnek, karikatüristler. 2 gün kasıp çiziyorlar geri kalan 5 günde yatıyorlar genellemesi çok yaygındır mizahçılar da kendi karikatür ve yazılarında bunu ara sıra dile getirirler. Fakat insan kendi kendine yazdığı bir günlüğe bile bazen yazacak bir şey bulamazken, ulusal çapta basılan bir mizah dergisine karikatür, yazı falan hazırlamak ve bunun çok kapsayıcı olması gerekliliğini düşünmek bile insanda bir stres yaratıyor. Aynısı gazetelerdeki gerçek köşe yazarları için de geçerli. Devamlı bürokratlarla gezip bunları yazan veya gittiği lokantayı anlatan yazarlar değil, gerçekten uzman olduğu alanla ilgili devamlı bir fikir üreten, yazan yazarlar. Bunlar için de evde yatıp televizyonda haberleri izliyorlar, sonra iki satır yazıyorlar denir. Herkes Reha Muhtar değil be canım. Futbolcular da günde 2 saat antrenman, haftada 1 maç, geri kalanı keyif ve zevk. Çık sen 25bin kişi önünde futbol oyna da göreyim. Öğretmenlerin de işi iş, yılda 2,3 ay tatil. Ama ilkokul olsa çocuklar, ortaokul lise olsa ergenler, 30-40 tane öğrenci ile uğraş dur bütün gün. Evde kendi çocuğuna bakarken hayattan kopan insanlar var.

Ha ben bunları yazıyorum iyi güzel de yarın yine konusu açılır öğretmenlik de kıyak iş yılda 2 ay yatıyorsun oh derim o ayrı. Zaten ben futbolcu da olacaktım ama genç takımdayken çok zayıftım, yoksa şimdi tam da hafta ortası, boğazda çay içiyordum.