20091009

Random Beyin III

- Ortada olmak çok samimiyetsiz değil mi? Tam ortada olmak. Fikirsiz, ne ona ne ona. Ne öyle ne böyle. Bir fikrin varsa bile kıymeti yok.

- Birini "yaz" diye gaza getirmek. Sonra yazdıklarını iplememek?

- Dün konsere gittik. Ve yine tabiki onlar vardı... Güvenlik görevlileri, ya da badigardlar. Tamam bu adamların sert olması, karşıdakine taviz vermeyen bir yapısı olması lazım. Fakat öyle olmak ile terbiyesiz, şerefsiz, dingil olmak arasında da Konya ovası kadar bir fark var. Haftaiçi akşamı, 6'da açılacak kapılar konser ise 8'de. İşten koşa koşa git, 7 olmadan orada ol, ama kapılar 9.30'da açılsın! Bir de soğuğu ye üstüne. Söylenenkere (söylenen kişiler çoluk çocuk değil koca koca adamlar) kar mı yağıyor sanki demek de çok yaratıcı bir espri yeteneği gerektiriyor, tebrik ediyorum kaslı abimizi.

- Bir de içeri geçtikten sonrası var. Güvenlik üst çanta araması yapıyor, iyi güzel. İyi de ablacım, çantama bakıyorsun, bakıyorsun da, niye içindekileri etrafa dağıtıyorsun? Fişleri eşyaları topluyorum masanın üzerinden. Manyak mısın? Zaten kendini aştı, başka bir boyutta olduğunu kanıtladı sonunda.

Güvenlik : -Lipstick'i göstererek- Bu ne?
Ben : *içses: sakin ol dayak yeme* Fitil.

- Facebook statüme buram buram ucuz milliyetçilik kokan vatansever cümleler yazsam ben de beğenilir miyim dersiniz?

* Türkiye'yi BÖLDÜRMEYİZ!
* VATAN sana canım feda
* Bu ülkeyi sevenler kim olursa olsun kapımız açık ancak İÇİMİZDEKİ HAİNLERİ unutmayız!!!1!!1!!

falan filan. Tutar hee, bir iki tane de Yılmaz Özdil yazısı paylaşırım.

- Ercan Saatçi Hürriyet spor müdürü olacak diye bir şey duydum.

...

Ya düşündüm düşündüm yapacak yorum bulamadım, Euronews gibi, "no comment" diyorum buna.

- Bir de birini "yazalım" diye gaza getirmek, ilk hevesten sonra iplememek. (Mahsun ibo alişan özcan, sözüm sizlere)

- Anladım ki ben toplantıymış, eğitimmiş(almak veya vermek), bokmuş püsürmüş hakikaten sevmiyorum hatta fena oluyorum. Benim yapacağım bir işim olsun elimde, sadece tek başına beni ilgilendiren, takılayım öyle. Zaten öyle genelde de, ara sıra böyle şeyler oluyor sıkılıyorum.

- Kişisele ineyim. Bana bazen geliyorlar, sıkıntı basıyor, gitmek istiyorum. Yanlış ülkede mi doğmuşum ne diyorum bazen. Bu tabi şimdi burnu havada kendi insanını beğenmeyen kişi tribi gibi duracak ama, zaten "kendi insanı" tabiri bence tamamen saçmalık. Aradaki tek fark dil ve kültür. Of çok sıradan konuştum şimdi ama, öyle yani. Ben de biliyorum hoşlanmadığım şeylerden niye hoşlanmıyorum, biliyorum sebebi doğrudan o kişiler değil, ama sonuç ortada. Hayır ileri doğru bir ivme görsem zaten sorun etmeyeceğim. Yerinde sayma ile geriye gitme arasında bir yerdeyiz. Şehir merkezlerindeki ufak azınlığın batılılar gibi yaşaması ile olmuyor ki. Şimdi X abi olacaktı da şöyle bir yarım saat konuşacaktı, ben de +1 abi diyecektim.

- Ata'nın çok güzel bir balkonu var.

- Bir de garip bir taktik geliştirmiş bu Ata tavla için. Oturduk, hayatımda gördüğüm en üst düzey kendinden emin tavır gösterme performanslarından biriydi herhalde. Oyuna başlarken belli etmesem de korktum, bir oyunda 9 sayı falan alacak diye (nasıl olacaksa). Meğer adamın havası fosmuş. O beni 5-0 yendi ben onu 5-1.

- Bu arada Ata, Ermeni kilisesiymiş orası, mezhebini unuttum ama ya, tekrar sorarım.

20090929

Random Beyin II

- Kramer goes to fantasy camp? His whole life is a fantasy!

- Vergi güvenliğini sağlamak amacıyla gelir ve kurumlar vergisi mükellefleri beyannamelerinde gösterdikleri matrahları, beyanları üzerine tarh olunan vergileri ile ad ve soyadları, unvanları vergi dairelerince dairenin münasip yerlerine asılacak cetvellerde ilan olunur.

- "Hayranlarını şaşırttı" klişesi...

- Ya neden neden neden? Neden sizin işinizi yapıyor dahi olsam öküz gibi monitöre kafanızı uzatıyorsunuz? Yapıyorum işte, ne bakacaksın anlayacak mısın yaptığımı sanki.

- "heralde oglum alismak sevmekten daha zor geliyor demis" selami sahin © semih

- Vatka kelimesini duyunca, veya vatka görünce, aklıma 1991 yılı geliyor, niye bilmiyorum.

- Kemal:
altınordu
napıyosu
Ata:
kemal isli
internet kafedeyi
- Kemal:
ahahahhahaha
Ata:
bu muydu olm
konuşmayı sen başlattın, devam ettirmek zorundasın
- Kemal:
hahahahhaha
bi daha güldüm dur



- "edinmek" diye bir şey var. Genellikle internet ortamında bir albüm veya şarkı için kullanılır. Heaven & Hell'in albümünü edindim hocam, içinde güzel şarkılar var(var) gibi. Bu kalıp da tamamen internetin gelişmesi, hızlanması ve yayılmasıyla müziğe ulaşımın kolaylaşması ve bedavalaşması ile ilgili. Abim satın aldım diyemiyor, almadı çünkü. Ya da kasetçide çektirmedi. Edindim diyor. Yani, edindim = indirdim demek oluyor.

- "ipod kullanıcısı" ne? Bunu 1,5 sene önce aklımda yokken yarı fiyatına bir ipod bulduğumda, araştırırken görmüştüm. Ipod kullanıcısı diye bir şey varmış. Yani mesela, ben bir ipod kullanıcısıyım. Siz bazılarınız değilsiniz, olanları ayrı tutuyorum. Ipod kullanıcısı olmak ve ipod kullanıcısı olmamak, önünüzde iki seçenek var bu hayatta. Ipod kullanıcısı müziğini düzenli tutar(mış) mesela, yani, gibi. Hayatımda kullandığım tek mp3 çalar olduğu için kıyaslama yapamıyorum ama evet, gerçekten acayip kullanışlı ve kaliteli bir alet. Ama bu ayırma niye? Zaten bu ayırma işi iki kesimde var. Bir apple kullanıcıları, bir de İZMİRLİLER. Apple en iyidir, İzmir en güzeldir arkadaş. Onlara laf edilmez.

- Gündem insanları var. Ben de bunlardan biriyim ama 3. tekil şahıs olarak anlatacağım. Bu adamlar şirkette sabah otururlar mesela, gazete okurlar. Etraftakileri herşeyden haberdar etme arzusu ile yanıp tutuşurlar. Adalet bakanı şöyle demiş, Tayyip yeter sikerim sizi de hükümetinizi de demiş, gibi şeyler. Anlatır durur. Baktı anlatacağı adam yok, internette bulunan arkadaşlarını kurban seçer onları linke boğar. Üstüne kendi yorumlarını da ekler. Bunların bir ileri seviyesindekiler de açar Wikipedi gibi siteleri, ansiklopedik bilgilere dalarlar etrafa anlatırlar(ben gibi). Sanırsınız ki çok bilgili, duyarlı, kültürlü kişiler...

- Msn iletilerine işyeri ile ilgili yazan kişiler var. Sadece işyerleri hakkında yazarlar ama. Osman'ın doğumgünü, Haydar'ın doğumu gibi önemli günler mutlaka iletiye yazılacak. İşler yoğunsa mutlaka ama mutlaka yazılacak. Tatile gidiliyorsa yazılacak, dönülünce yazılacak, o tatilden sonraki ilk iş gününün psikolojisini msn iletilerinde göstermezlerse ölürler. Zaten bunlar sonunda yine işyerlerinden bir eş bulup evlenirler. Ne olacak sandın?

- Büyük hayallerle otobüs durağına git. Pazar akşamı otobüs boştur, alırım büfeden kolamı içe içe giderim tıngır mıngır diye düşün. Durağa git, büfe kapalı olsun, eski halk otobüsüne bin, oturacak yer olmasın. Bir de havasız olsun. Izdırap.

- "arkadaşlar heedehödömde şu hatayı veriyo yardımcı olabilirseniz sevinirm şimdiden tşk
not: detaylı anlatırsanız sevinirim". Ulan hadi bir bok araştırmadan gittin foruma yazdın derdini, bari adaplı yaz. Herkes orada senin sual sormanı bekliyorlardı çözmek için, bir de detaylı anlatırsanız sevinirim demiş. Piç.

- Son olarak, bu yazıyı okuyan herhangi birisi 90's temalı bir video paylaşmasın orada burada, kan çıkar.

20090914

Halkın Huzur ve Refahı


  • 650.000 kişi göz altına alındı.
  • 1 milyon 683 bin kişi fişlendi.
  • Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
  • 7 bin kişi için idam cezası istendi.
  • 517 kişiye idam cezası verildi.
  • Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1'i Asala militanı).
  • İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis'e gönderildi.
  • 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.
  • 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.
  • 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
  • 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.
  • 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.
  • 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
  • 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.
  • 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.
  • 23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.
  • 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.
  • 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.
  • Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.
  • 31 gazeteci cezaevine girdi.
  • 300 gazeteci saldırıya uğradı.
  • 3 gazeteci silahla öldürüldü.
  • Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.
  • 13 büyük gazete için 303 dava açıldı.
  • 39 ton gazete ve dergi imha edildi.
  • Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.
  • 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.
  • 14 kişi açlık grevinde öldü.
  • 16 kişi -kaçarken- vuruldu.
  • 95 kişi -çatışmada- öldü.
  • 73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.
  • 43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.
http://www.belgenet.com/12eylul/12092000_01.html

20090902

Bana Kısayol Yarat


Abicim bak, Bakırköy'de çarşı yolu üzerinde bir dükkan kirası ne kadar? 200 sims falandır diyelim, bunun elektiriğiydi suyuydu faturasıydı o da aylık 100 sims falan gelsin yuvarlak hesap, 300 sims aylık maliyet. Koy üstüne çalışanların ücretlerini 400 sims. Bak biz yiyoruz bu yemeği burada 1 sims para bırakıyoruz. Günde 50 hesap gelse böyle, işlek yer burası, gelir, 50 sims. Çarp 30 ile, ayda 3500 sims eder masrafları düşünce 3000'den fazla para kalıyor.

Cem Yılmaz'ın gösterilerinde bol kullandığı malzeme olan insanımızdan bir geyik muhabbeti versiyonu bu yukarıdaki. Hani şu, uzak mekiğinde kaptan yol boş, kaptır gitsin diye adamın arkasında duran Türk. Zaten G.O.R.A. ve A.R.O.G'da başrolde oynadığı tip de bu tarz bir şey.

Al hocam 300 kilo elmayı, çık pazarda sat. Bak pazar yeri kirası şu kadar, 200 kilosunu satsan kâra geçersin geriye kalan 100 kilo da kaymağı olur.

Bizim göze çarpan özelliklerimizden biri de, kolay yoldan para kazanma sevdasıdır. Yattığı yerden para kazanmaya meraklı, Piyango'nun faizi ne kadar getirir hesabı yapmayı seven toplumuz. al 10 tane lüks daire kirası ile geçin edebiyatı yapmaktan büyük zevk alırız. Ben de en son geçen sene coşan sayısal lotonun günlük faizini hesaplıyordum mesela, neler yaptım o parayla. Iron Maiden ve Metallica ile Avrupa turları, sevgilimin ara tatillerinde ve resmi tatillerde yurtdışı kaçamakları, Galatasaray'ın oynadığı her maça gitmek, özellikle Avrupa kupası deplasmanları. Tabi ye iç gez, insanın metabolizması tepki verir bu rahatlığa(uçakla gidip arabayla gezeceğim tabi), onun için spor yapmak, kilo almamak sağlığı korumak lazım. Kendime ufak çaplı spor salonu yapardım. (Bu arada yanımda arkadaşla atari geyiği yapıyorduk, evime tilt salonu yapardım!)

Bakın bu yazıda bile insan başlıyor düşünmeye akıp gidiyor, bunları da bilinçli yazmadım hepsi o an aklımdan geçen hayallerdi.

Bu piyango hayalleri ile meraklı olduğumuz kısa yoldan para kazanmak birbirine bağlı. Ya popçu olacaksın ya topçu mentalitesi diyelim buna. Bu sözü söylemekteki amaç, kolay yoldan para kazanmak. İnsanlar eğlenmek için şarkı söylüyor ve top oynuyor. Halbuki topçuluktan ve popçuluktan büyük paralar kazanmak için çok çalışmak gerekiyor, her şeyin bir bedeli var. Evet ulusal müzik kanallarında gördüğümüz şarkıcı bozmaları ne diyeceksiniz, ama onlar da o kıyak işi yapmak için çevre edinene kadar çok emek harcıyorlar. Ya da harcamıyorlar mı? Evet aslında bu şarkıcı bozmalarını istisna tutabiliriz.

Kısa yoldan köşeyi yırtma olayı, her zaman zengin olmak anlamına gelmiyor. Kısa yoldan hayatını garantiye de alabilir insan, özellikle Türkiye'de, özellikse kadınsa. Hem lisede, hem üniversitede gördüm örneklerini. Anadolu Meslek Lisesi'nde okudum, üniversitede de bilgisayar programcılığı okudum. İkisi de mesleki eğitim veren kurumlar değil mi. Bunların ikisinde de, sanki açıköğretime geliyormuş, maksat diplomam olsun gibi davranan kızlar vardı. Liseyi bitirip evlenenler, üniversitede bilgisayarla alakası olmayıp, yakışıklı erkek kovalayıp alışveriş yapma peşinde olanlar... Bu da aynı mantığın ürünü, evet eskiden okuma imkanı yok, adetler, gelenekler vs. genç yaşta evleniyordu kızlar. Fakat büyük şehirde büyüyüp, modern eğitim imkanlarına sahip olan, liseye üniversiteye giden kızlar eğer okulları biter bitmez evleniyorsa işte bu koca bulmak olur. Koca zenginse de kaymağı olur işin.

Bu yazıya geçen hafta başlamıştım ama yarım kalmıştı. Bugün arkadaşla yine bunun geyiğini yaparken tam tersini konuştuk. Bu şirketteki tuvalet masrafı ne kadardır? Hemen başladım, günde 10 paket havlu peçete gitse... Yani sadece para kazanma hayalleri de olmuyor.

Belli mesleklere de bu açıdan(kıyak iş) yaklaşan çok kişi var. Mesela ilk örnek, karikatüristler. 2 gün kasıp çiziyorlar geri kalan 5 günde yatıyorlar genellemesi çok yaygındır mizahçılar da kendi karikatür ve yazılarında bunu ara sıra dile getirirler. Fakat insan kendi kendine yazdığı bir günlüğe bile bazen yazacak bir şey bulamazken, ulusal çapta basılan bir mizah dergisine karikatür, yazı falan hazırlamak ve bunun çok kapsayıcı olması gerekliliğini düşünmek bile insanda bir stres yaratıyor. Aynısı gazetelerdeki gerçek köşe yazarları için de geçerli. Devamlı bürokratlarla gezip bunları yazan veya gittiği lokantayı anlatan yazarlar değil, gerçekten uzman olduğu alanla ilgili devamlı bir fikir üreten, yazan yazarlar. Bunlar için de evde yatıp televizyonda haberleri izliyorlar, sonra iki satır yazıyorlar denir. Herkes Reha Muhtar değil be canım. Futbolcular da günde 2 saat antrenman, haftada 1 maç, geri kalanı keyif ve zevk. Çık sen 25bin kişi önünde futbol oyna da göreyim. Öğretmenlerin de işi iş, yılda 2,3 ay tatil. Ama ilkokul olsa çocuklar, ortaokul lise olsa ergenler, 30-40 tane öğrenci ile uğraş dur bütün gün. Evde kendi çocuğuna bakarken hayattan kopan insanlar var.

Ha ben bunları yazıyorum iyi güzel de yarın yine konusu açılır öğretmenlik de kıyak iş yılda 2 ay yatıyorsun oh derim o ayrı. Zaten ben futbolcu da olacaktım ama genç takımdayken çok zayıftım, yoksa şimdi tam da hafta ortası, boğazda çay içiyordum.

20090829

Majesty


Ben buradaki kullanıcı adımı eskiden internet ortamında nick olarak kullanıyordum. Başlangıcı da 2000, 2001 yılları falan. Yıllar sonra Galatasaray'ın formasının ismi oldu, renk kodunun anlamıymış. Benimkinin isim babası Blind Guardian'ın ilk albümünün giriş parçası Majesty. Çok özel ve güzel bir parçadır.

20090828

Random Beyin I

- Analar kutsaldır, analara küfür etmeyin o... çocukları!

- Bir Din hocası tanımıyla AIDS; Allah'a İsyaneden Deyyusların Sonu.

- ABD'ye work&travel ile gidip, Alaska'ya balık temizlemeye yollanan birisiyle tanışmak istiyorum.

-
İşyerinde arkadaşa Civilization IV Beyond The Sword verdim, evde de oynuyor, o kesmedi şirketteki bilgisayarına kurdu. Deli gibi oynuyor. Zaten bağımlılık yapan bir oyun. Google it.

- Ağustos ayında hasta oldum, sinir birşey. Boğazım ağrıyor, halsizim. Hasta olmamam gereken bir dönem üstelik. Bir de yazın hasta olunca iyileşmesi daha zor oluyor.

- Digiturk milletle dalga geçiyor. İnternet ortamında bir çok yerde görüyorum, üyeliğini iptal ettirmek isteyeni 2 gün sonra arayıp 30 liraya 40 liraya LigTv+Spormax veriyorlarmış. Ben 62 liraya eko paket + ligtv izliyorum. Ama bu bürokrasi arasında tüketici hakları falan uğraşmak da ölüm olur.

- Radikal gazetesinin websitesi açılım işinin suyunu çıkartmış durumda. Tamam şu anda gündemdeki birinci konu bu Kürt açılımı, fakat adamlar her haberine açılım lafını sıkıştırıyorlar. En son Bu da Aşk açılımı diye saçma bir başlık gördüm.

- Her ramazan bir klişe vardır siyaset sahnesinde. Başbakan genelde, habersiz, rastgele yoksul mahallelerde ramazan ziyareti yapar. Adamlar da dertlerini anlatır, çoğu zaman da yardım ederler onlara, çocuğu okutma, iş bulma, ev bulma konusunda. Bir kere de köklü, herkesi kapsayan bir çözüm bulan başbakan görmedim bu gezenlerde.

- Bir klişe daha, X bebek. Niye bebeklere böyle seslenirlerki. Mesela Semih Bebek. Oldu mu şimdi? Gerçi Semih bebek oldu, şirin durdu. Ama Atahan Bebek daha bir sırıtıyor. Temurhan'ın 4. oğlu Atahan bebek, 3 yaşında at binmeye başlamıştı!... Valla yakıştı.

20090818

İhlas Killer

Geçen gün arkadaşım aradı, İhlas Holding'den aramışlar, pazarlamacılar. Şu meşhur Armutlu Tatil Köyü için. Telefonu da ortak bir arkadaşımız vermiş, seni aradılar mı dedi. Yok dedim, aramadılar. Kapattım telefonu, on dakika sonra biri arıyor, bilmediğim bir numara. Dedim onlardır kesin, ve hazırlıklı açtım;

B; Ben
X; Pazarlamacı arkadaş.

B: Alo
X: Alo iyi günler, ben İhlas Holding'den arıyorum ismim Sellerman.
B: Evet ne var? (gayet sakin bir ses tonu...)
---
South Park Sessizliği ---
X: Ee öö X'i tanıyor musunuz?
B: Evet tanıyorum ne olacak.
--- Yine bir iki saniye duraksama ---
X: Bizim Armutlu Tatil Köyü blablabla
B: Armutlu'yu biliyorum, sizi de biliyorum, ilgilenmiyorum, iyi akşamlar.
--- dıııııııııt ---

Sonra iki gün oldu bir daha aramadılar. Beni arayan arkadaşı ertesi gün de aramışlardı. Yine babamı da bir hafta boyunca aramışlardı. Aradan 1 ay geçti, ara sıra armaya devam etmişlerdi. Bakalım tek seferde işi bitirerek İhlas Holding rekoru kırabilecek miyim?

20090817

Fuck You


Güzel fikir. Çalışırken çıkmaza girdiğimde bu tuşu kullansam, sonra zamanı dondurup beni bir onbeş dakika başka yerlere götürüp stresimi atsa. Veya doğrudan benim köle gibi olma sebeplerimi birer birer pataklasa. Yazıştığınız kişiye uyuz olduğunuzda da güzel bir kısayol tuşu olabilir. Ya da en iyisi, basalım bu tuşa, teknolojiyi siktir edip doğal yaşam alanımıza dönelim.

20090805

NMY !

20090802

Başlığın Adını Koymuştum Da, Sildim



Önce şarkıdan bahsetmek gerek. Hatta ondan önce gruptan. Yapmayacağım. Biliyorum, bir girersem çıkamam içinden. Böyle olunca da hem Kemal isyan eder, "Ohoo ben de müzik yazılarımı buraya koyarım o zaman, haksızlık var." diye ve ben de onun dinlediği pataküte müziklere tahammül edemez, ondan aldığım ne varsa yerine koyar giderim. Hem de asıl söylemek istediklerime sıra geldiğinde yorgun ve bitap düşmüş olur kısa keserim, vakit kaybından ibaret olur bu yazı. Bilen bilir zaten problemimi, ızdırap çeker ve çektiririm uzun konuşmalarımda. Anlattığım konuyu sonsuz sayıda başka konuların çarpımı olarak düşünerek çarpanlarına ayırır, her birinin de köküne inerim. Ayrıntının ayrıntısının ayrıntısının ayrıntısını konuşurken bulurum kendimi. Eskiden böyle değildim, çok akıcı konuşurdum, sonradan böyle oldum. Şu anda da mesela, bunun nedenini anlatmak geliyor içimden ama tutuyorum kendimi, yapmayacağım.

Yine de bazı notlar vermek isterim şarkıyla ilgili. Yukarıya klibi koyduysam, bu sorumluluğu taşıyorum demektir. Sorumluluk değil de, yani neden vermeyeyim ki? Of, neyse işte! Paul McCartney ilginç adam. İlginçten öte, başarılı tabii. 12 Eylül 1963'ten, 14 Eylül 1997'ye kadar tam 34 yıl boyunca (aslında tam 34 yıl boyunca değil, 2 gün de küsurat var) Ada'nın en çok satan single'larında ismini görmek mümkün. The Beatles döneminde John Lennon'la birlikte yazdığı "She Loves You" ve onun sesiyle destek verdiği, benimse hiçbir zaman samimi bulmadığım Afrika'ya yardım projelerinin Avrupa ayağı Band Aid'in "Do They Know It's Christmas"ının arasına bir de The Beatles'ın dağılması sonrası eşi Linda ve eski The Moody Blues gitaristi Denny Laine ile birlikte kurduğu The Wings'in, iki milyon satan en büyük hitini sıkıştırmış: Mull of Kintyre.

Hikâye şöyle. 1960'ların sonunda, önce menajer Brian Epstein'ın ölümü sonrası John Lennon'ın isteksizliği, ardından yine Lennon'ın eşi Yoko Ono'nun gruba her konuda müdahele etmesi sonucunda The Beatles üyeleri arasında problemler baş gösteriyor. Bu problemlerin üstesinden gelinemeyince de nihayet 10 Nisan 1970'te grup resmi olarak dağılıyor. Bu ayrılık Paul McCartney'i dağıtıyor adeta. McCartney, bir bunalım dönemi yaşıyor. Yaşama amacını kaybediyor. Tüm gece ayakta kalıp, gündüzleri yatakta geçiriyor. Tıraş olmayı bırakıyor, sürekli İskoç viskisi içmeye başlıyor. Giderek ruhen çöküşe sürükleniyor, kendisini tamamen gereksiz hissediyor. Ve sonunda, deliliğin kıyısındayken, her şeyden uzaklaşmaya ihtiyacı olduğuna karar veriyor. Dağların, dağların arasından yükselen sislerin, temiz havanın, doğal yaşamın içinde, gizlilik içinde bir hayatı seçiyor. Ve aradığını İskoçya'da, Kintyre'da buluyor.

Kendine güvenini yeniden kazanmasını sağlayan Kintyre için daha sonra bir şarkı yapmak istiyor Paul McCartney. Amacı büyük bir hit yakalamak değil, sadece Kintyre'a olan sevgisini notalara dökmek istiyor ve bu şarkı ortaya çıkıyor. Adından da anlaşılabileceği gibi Mull of Kintyre, İskoçya'nın güneybatısındaki bu yarımadanın en güneybatısındaki burnu. Aslına bakılırsa ben adından anlamıyorum. Anlayan da İngilizceyi yalamış yutmuş, anadili kadar iyi öğrenmiş demektir, helal olsun. Bir dilde en son öğreneceğim kelimedir herhalde, burun. Coğrafi terim olarak elbet.

Değil de...

Ben yine planladığımdan çok farklı bir yolda ilerliyorum. Bunu daha sıkça yapacağım sanırım. Sohbet doğallığında bir sayfa burası, önceden belirlenmiş katı kurguların üzerinden yazılan makalelerden ziyade konuşur gibi yazmayı tercih edeceğim. Öbür türlü, okuyan ızdırap çekmiyor belki ama onun payına düşen ızdırabı da ben çekiyorum. Yo, hayır, bu benim hayalimdeki blog ise burada buna izin vermeyeceğim.

Diyeceğim şuydu ki, benim de bir Kintyre'a ihtiyacım var şu dönem. Faul McCartney amcam istediği kadar travma geçirsin, cebinde parası var, başını alıp gidiyor kendine yeni bir hayat kuruyor. Adamın pençesine düştüğü alkollü içki dahi en pahalısından, İskoç viskisi. Yemişim öyle travmayı. Biz öğrenciyiz, çulsuzuz, cebimizde kalan son paranın üstüne yarım milyar borç eklemiş kombine almışız, o da ortak! Hadi bakalım git gidebiliyorsan Kintyre'a. Kafanı mı toplarsın, travmanın allahını mı yaşarsın git de gör...

Kintyre puşta yakışır, bize Kibbutz yaraşır!

İşbu yazı, aslında Kibbutzlar hakkında yazılacaktı. Başlığı da Kintyre vs Kibbutz olacaktı. Olmadı. Önümüzdeki yazılara bak'ıcaz...